“Ukrayna’nın ‘Kırımnezya’ ya değil dayanışmaya ihtiyacı var”

Dr. Rory Finnin

(Tom Almeroth-Williams’ın Dr. Rory Finnin ile yaptığı röportajın çevirisidir, 22 Şubat 2022, Cambridge Üniversitesi)

Çeviren: Didem İşçi

Yayınlanan yeni bir çalışma, Ukrayna’da yaşanan mevcut krizi tarihsel ve bölgesel bağlamda ele alıyor ve Stalin’in ‘Kırım vahşeti’ sonrasında ortaya çıkan sonuçlar ve alınan derslerden ürkütücü uyarılar ile umutlanmak için hayrete düşürücü kaynaklar sunuyor. Dr. Rory Finnin endişeli. Ukrayna Çalışmaları alanında doçentliğini alan Finnin’in hem Ukrayna’da hem de Rusya’da arkadaşları var ve her iki ülke üzerine yıllardır pek çok çalışma yürütüyor. Bir yandan Ukrayna’daki meslektaşlarıyla yakın temasa geçerken bir yandan da Rus devlet televizyonundaki yayınları dikkatle izliyor. Yeni çalışması yayınlandığında ise Ukrayna sınırında yüz binden fazla Rus askeri birliği kamp kurmuş durumda.

Ancak Finnin sadece yaklaşan istila tehdidinden endişe etmiyor, aynı zamanda bu noktaya nasıl gelindiği ve dünyanın bu değişken ve jeopolitik açıdan çok önemli kısmı için geleceğin nasıl olacağı konusu üzerine de kaygı duyuyor.

Finnin yaşanan gelişmeleri “Bugünkü krizi anlamak, Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’nın Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni ele geçirdiği 2014’ün dramatik olaylarını hatırlamak anlamına geliyor ve bugün yaşananlar bu operasyonun hala devam ettiğini gösteriyor. Ancak biz Batı’da genellikle geçmiş operasyonun tamamlandığını ve sonuçlandırılmış olduğunu düşünüyoruz.” sözleriyle değerlendiriyor ve ekliyor: “Bu ‘Kırımnezya’dır, oysa ki Kırım’ın toplum bilincinde unutulması büyük bir hatadır. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, Ukrayna’nın doğusunda yer alan endüstri bölgesi Donbas’a yaptığı silahlı müdahale ve şu anda Ukrayna sınırları boyunca tırmanan saldırganlığı arasındaki noktaları acilen birleştirmemiz gerekiyor.”

Finnin’in yeni kitabı Başkalarının Kanı (Blood of Others), Ukrayna ve Karadeniz bölgesinin tarihine yenilikçi bir yaklaşım getirerek bu noktaları birleştiriyor. Kitap, Stalin’in 1944’te Kırım Tatarlarını vahşice sınır dışı etmesine yani Stalin’in ‘Kırım vahşeti’ olarak adlandırılan suçuna ve Rusya, Ukrayna ve Türkiye’de yaşayan ve Kırım’ın yerli halkına destek verecek bir kitleyi oluşturmak isteyen yazarlara odaklanıyor.

“Bu, dünyada gerçek bir fark yaratan ve Karadeniz bölgesindeki dayanışmayı artıracak projeleri teşvik eden -ayrıca bugün Ukrayna’da bir arada yaşayan farklı etnik grupların arasındaki ilişki için güçlü etkileri olan- bir şiir ve nesir hikayesi” diyen Finnin’e göre “Dayanışmanın fedakârlık gerektirdiğini ve zaman zaman sömürgeciliğin tarihi suçu ve adaletsizlikleriyle yüzleşmeyi gerektirdiğini unutursak, şu anda karşı karşıya olduğumuz krizler gibi krizler tekrar tekrar gündeme gelebilir.”1

Stalin’in Kırım Vahşeti

18 Mayıs 1944 gecesi, Joseph Stalin’in NKVD (Sovyetler Birliği İçişleri Halk Komiserliği) memurları, Sünni Müslüman bir ulusal azınlık olan binlerce Kırım Tatarını silah zoruyla evlerinden çıkarmaya ve onları Orta Asya ve Ural Dağları’na giden hayvan vagonlarına bindirerek sürmeye başladı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre seyahat etmeye uygun olmayan veya gitmeyi reddedenler vuruldu. Binlerce kişi yolculuk sırasında hayatını kaybederken binlercesi de ‘özel yerleşim kamplarında’ açlık, açıkta kalma ve hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti.

Stalin bu etnik temizliği, Kırım Tatarlarını hain oldukları iddiasıyla kınayarak ve Nazi işgalcileriyle iş birliği yapanların sayısını abartarak meşrulaştırmaya çalıştı. Kırım Tatarlarına ait izler haritalardan ve kitaplardan silinirken, evleri ve mülkleri Sovyet devleti tarafından görevlendirilen ve onların yerine gelen Slav yerleşimcilere devredildi. Devam eden onlarca yıl boyunca bu vahşetin üstü sessizlikle örtüldü. Çoğu kişi bunun hakkında hiçbir şey bilmiyordu ve eğer bir şekilde duymuşlarsa bile korkunç gerçeğin fısıltılarla sınırlı kalması gerekiyordu.

Sessizliği bozmak

Finnin’in kitabı, Kırım Tatarcası, Rusça, Türkçe ve Ukraynaca dillerinde yazılmış yeraltı şiirlerine ve diğer metinlere ışık tutan, sessizliği bozan ve giderek güç değişimine yardımcı olan bir kitaptır. Finnin, “Sıklıkla ‘edebiyatın ahlaki gücünden’ bahsederiz ama bu gücün ne şekilde çalıştığını çoğunlukla görmeyiz” diyor ve ekliyor: “Fakat bu kitap, edebiyatın insanları büyük ölçüde bilinmeyen bir Stalinist suç hakkında nasıl eğittiğini, duygusal tepkileri nasıl tetiklediğini ve birçoğuna binlerce kilometre ötedeki mazlum bir halkı desteklemek için cesur adımlar atmaları doğrultusunda nasıl ilham verdiğini detaylı bir biçimde ortaya koymaktadır.”

Kitabın ana figürlerinden biri, Doğu Ukrayna’da büyüyen, Rusça konuşan, kendisini Rus kültürünün bir parçası olarak tanımlayan, fakat Ukrayna’yı ve Kırım’ı seven bir Kızıl Ordu gazisi ve Gulag’da hayatta kalmayı başaran bir şair olan Boris Çiçibabin’dir.

1950’lerin sonlarında Gulag’dan ayrılmasının ardından Çiçibabin, Kırım’ı ziyaret etmiş, ancak bu topraklarda bir zamanlar orada yaşayan Kırım Tatarlarından iz kalmadığını fark ederek şok olmuştur. Bu bağlamda Sovyetler Birliği’nin tamamında yayılacak ve hatta yerinden edilmiş Kırım Tatarlarına bile ulaşacak olan bir şiir olan ‘Kırım Gezintileri’ (Krymskie Progulki) adlı şiiri kaleme almıştır. Bu konuda Finnin aşağıdaki ifadeleri kullanmaktadır: “Kırım Tatarları, örgüt toplantılarında Chichibabin’in şiirini okumuş ve gözyaşı dökmüştür çünkü bu şiir sayesinde kendilerine yapılanların başkaları tarafından da görülebileceğini hissetmişlerdir. Bu tanınırlık, onların hareketleri için büyük önem arz etmekteydi. Kırım Tatar hareketi Sovyet tarihindeki en organize harekettir. Kırım Tatarlarının yaptığını Rus ve Ukraynalı muhalifler daha sonra yapmışlardır.”

Çiçibabin’in şiiri Kırım vahşetine cevap veren bütün literatürde olduğu gibi ortak bir konuyu ele almaktadır: bir suçluluk halini inceleme ihtiyacı. Stalin ve NKVD, 1944 sürgünü suçundan doğrudan sorumluydu, ancak Çiçibabin ve diğer yazarlar kendilerini ve tüm Sovyet toplumunu dolaylı olarak sorumlu tutmuşlardır. Finnin’e göre bu sorumluluk iki biçimliydi ve yukarıda bahsi geçen görüşe sahip yazarlar için mesele aynı zamanda Sovyet vatandaşlarının da Kırım Tatarlarının haklarını savunması sorumluluğu anlamına geliyordu ve bu sorumluluk güçlendirici olabilirdi.

Finnin, Çiçibabin gibi şairlerin uyandırdığı duyguların güçlü değişim güçlerini serbest bırakmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. 1989 yılında Sovyetler Birliği nihayet Kırım Tatarlarının Kırım’a dönmesine izin verdi ve Kremlin onların sınır dışı edilmesini Stalin’in “barbarca” bir eylemi olarak kınadı. Finnin’e göre bu dikkate değer başarının bir parçası sanat ve edebiyatın gücünden kaynaklanıyordu: “Yavaş ama emin adımlarla, kültür çalışmaları aracılığıyla sıradan insanlar Kırım Tatarlarının başına gelenleri duydu ve bu konuda bir şeyler yapmaya çalıştılar.”

Geriye Doğru Hareket

Finnin, Ukrayna ve Karadeniz bölgesinde edebiyatın yabancılar arasında dayanışmaya ilham verme, yanlışları düzeltme ve tarihin tekerrür etmesini önleme gücünü elinde tutmasını umuyor. Ancak çarpıcı bir biçimde içinde bulunduğumuz zamanın farklı olduğunun da farkındalığına sahip: “Bugün sosyal medya ve Kremlin’in elinde bulundurduğu güçlü medya aygıtı, bölgedeki kitlenin yönünü şaşırması ve beyinlerinin yıkanması bakımından benzersiz bir kapasiteye sahiptir. Ayrıca “Rus devlet televizyonunu izlemeyi alışkanlık haline getirdim ve yıllardır ‘Batı ile savaş’ konusundaki ısrarlı anlatıları Rus izleyicileri Avrupa, Birleşik Krallık, ABD ve özellikle Ukrayna’dan ayırma şekli bakımından oldukça ürkütücüdür.”

“Bu müdahalelerin, duyguların normal bir biçimde işlenmesinde kısa devreye yol açmasından ve dış dünyadaki dostları görememeye meyilli olan okuyucu ve izleyicilerin failliklerini aksatmasından endişe ediyorum.”

“Bağlantıların koptuğu çağımızda dayanışma nadir olarak rastlanan bir emtia gibi görünebilir.”

Kırım’ın İlhakı

1989’da Kırım Tatarlarına gösterilen umut ışığı uzak bir anı haline gelmiştir. Ukrayna, Mart 2014’te onları yerli bir halk olarak resmen tanıdığında, Rus kuvvetleri yarımadanın kontrolünü çoktan ele geçirmişti. O zamandan beri Vladimir Putin, 1989 itibariyle kayda geçen ilerlemeleri birer birer geri almıştır.

Finnin’e göre: “Kırım’da tanık olduğumuz şey, uzun süredir varlığını sürdüren Kırım Tatar sivil toplumu üzerinde yenilenen bir baskıdır. Kırım Tatarları, Sovyet döneminde son derece etkili bir barışçıl hareketi yürüttüler ancak bugün işgal altındaki Kırım’daki aktivistlerin çoğu tehdit edilmekte, hapsedilmekte ve gece yarısı evlerine düzenlenen baskınlara maruz kalmaktadır. Öyle ki “Sanki şiddete başvurmaları için tuzağa düşürülmektedirler. 1989’dan sonra geri dönmelerini sağlamak için feda edilen her şeyi düşündüğünüzde ise bu durum son derece trajiktir.”

Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin akabinde on binlerce Kırım Tatarı Ukrayna anakarasına kaçmıştır. Rusya tarafından “aşırı” olarak etiketlenen liderlerinin ise geri dönmeleri tamamen yasaklanmıştır. Öte yandan “Kırım’da kalan ve ilhakı kabul etmeyen Kırım Tatarları, bölgedeki Putin rejimi için en büyük tehdittir.”

Batı’yı Uyandırmak

Finnin, Batı’nın Ukrayna konusundaki kafa karışıklığını ve Ukrayna’nın önemini Karadeniz bölgesinin geniş kültürel dinamikleri içerisinde görerek acilen bir uzlaşmaya varması gerektiğini dile getirmektedir.

Şu an bile Batı’da yaşanan güncel krizi yorumlamak ve Ukrayna’nın yalnızca bir ‘Rus uzantısı’ olduğu fikrini benimsemek yüzünden bir kafa karışıklığı hissedilmektedir.

“Bu durum gerçeklikten daha uzak olamazdı. Siyasi değerler alanında Ukrayna, Rusya’nın kuzeni değildir. Aksine Rusya’nın rakibidir. Ukrayna’da ulusal kimlik, evrensel demokratik özgürlük fikrine ayrıcalık tanır ve bu kimlik çok güçlüdür.”

“Ayrıca ezici bir çoğunlukla sivil, yani etnik kökeniniz ne olursa olsun Ukraynalı olabilirsiniz. Küçük bir Sünni Müslüman halk olan Kırım Tatarları, bu kimliğin şekillenmesine ve ilerlemesine yardımcı oldu… Ayrıca bu kimlik ezici bir çoğunlukla sivildir, yani etnik kökeniniz ne olursa olsun Ukraynalı olabilirsiniz. Küçük bir Sünni Müslüman halk olan Kırım Tatarları, bu kimliğin şekillenmesine ve ilerlemesine yardımcı olmuştur.”

“Sonuç olarak Ukrayna yakın gelecekte Kırım’ın kontrolünü kaybedebilir. Ama en azından bir anlamda Kırım, Ukrayna’nın kontrolünü kaybetmedi. Üstelik Kremlin ne zaman Ukrayna’yı tehdit ederse, bu yalnızca ülkedeki bütün çeşitlilikle birlikte vatandaşların topyekün olarak özgürlüğün daha da değerli görülmesini ve üzerine titrenmesini sağlıyor.”

Finnin, R. (2022). Blood of Others: Stalin’s Crimean Atrocity and the Poetics of Solidarity. University of Toronto Press.2

Bkz. Rory Finnin’in Politico’da yayınlanan How the West gets Ukraine wrong — and helps Putin as a result’ (‘Batı Ukrayna’yı nasıl yanlış anlıyor ve sonuç olarak Putin’e yardım ediyor’) isimli görüş yazısı3

1 16 Şubat 2022’de Dr. Finnin’in, Ukrayna’da ortaya çıkan kriz hakkında verdiği röportaj için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=iLOhB8IVeJU&t=4s

2 Türkçesi: Başkalarının Kanı: Stalin’in Kırım Vahşeti ve Dayanışmanın Şiiri – https://utorontopress.com/9781487537005/blood-of-others/

3 https://www.politico.com/news/magazine/2022/02/12/west-gets-ukraine-wrong-helps-putin-little-russia-00007977

How can I describe my emotions at this catastrophe, or how delineate the wretch whom with such infinite pains and care I had endeavoured to form? His limbs were in proportion, and I had selected his features as beautiful. Beautiful! Great God! His yellow skin scarcely covered the work of muscles and arteries beneath; his hair was of a lustrous black, and flowing; his teeth of a pearly whiteness; but these luxuriances only formed a more horrid contrast with his watery eyes, that seemed almost of the same colour as the dun-white sockets in which they were set, his shrivelled complexion and straight black lips.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: